17 Ara 2011

Çınar'a...



Kuzuma henüz karnımdayken yazdığım mektubun küçük bir kısmı;


Nisan'da aldık haberini, şimdi aylardan Aralık. Ay dedikleri zaman bana an gibi geldi geçti. Zannettim ki doyacağız birbirimize, uzun uzun günlerimiz gecelerimiz olacak aynı bedende. Sana , seni getirmeye çalıştığım dünyayı anlattım hep, senden öncesini, şimdiyi. Kendimden bahsettim olanca tarafsızlığımla... Yaptığım hatalardan, aldığım aferinlerden, iyi ki ve keşke dediğim onca şeyden... Beni iyi tanı, herkesten iyi bil diye... Dinledin koşulsuz, anladığına ise kalpten inanıyorum. Yoksa güldüğümde tuttuğun ritim, canım yandığında olanca sakinliğini kim nasıl açıklayabilir...


Sadece ikimiz diye başladığım yolculuğun taa en başında anladım bencilliğe yer yok artık hayatımda. Ben yok, o yok. Bundan sonrası sürekli bir endişe, hep yetememe, daha iyisini isteme, yine de sürekli şükretme hali... Tarifsiz diye tarif edilen bi haleti ruhiye...


Şimdi kavuşmamıza 4 gün kaldı. Artık sabırsızlık eklendi kurduğumuz cümlelere. Ben hala sana doğacağın şehri anlatıyorum, sevdiğim çiçekleri, korktuğum gerçekleri. Gözlerin mi bana benzeyecek gülüşün mü diye iddiaya giriyorum kendimle. Kazansam da kaybetsem de üzülmüyorum. Varlığın maviyi bulut yapacak, sarıyı güneş... Beni daha insan... Heyecanla bekliyorum...


Ve bir karşılığım var artık hayatta biliyorum... Ruhumun ateşini düşüren güzel kuzum, ben annesine hasret olan bi çocuktum umarım sen bana hiç hasret kalmazsın. Geçtiğim yollar, ardında bıraktığım yıllar ışık olur sana. Adın gibi yaşar, beni hep güzel anarsın...


Annen..

16 Nis 2011

Müstakil mutluluk

Bi koltuk, 2 kahve, kitaplarım bi de sen... Bu kadar...

11 Nis 2011

Yaşasın yüksek bel


İçimden söylüyorum aslında, bakma başlık attığıma. Bugünlerde elim her şeyin beli yükseğinde... Trendsetter değilim, hiç olamam, hatta modaysa alamam. Neymiş; karşılıksız aşk en güzeli...

10 Nis 2011

Maviş



Haber atlatmayı severdim, telaştan unuttum. Benden önce yazdı gazeteler. Maviş kahvaltısından, tahinli kurabiyesinden, 5 şirin masasından, kilise manzarasından bahsettiler. Üstüne ekleyecek 2 çift lafım var. Burası sadece mideye değil ruha da iyi geliyor... Ne demek istediğimi giden anlar... Yol tarifi pek basit, sırtını Arnavutköy'ün meşhur kilisesine veriyorsun, tam karşında. Kapıya kadar 3 basamak var, dilek tutmak serbest. Olursa gelip herkese tatlı ısmarlıyorsun...

8 Nis 2011

Ev dekorasyonundan hayaller kurmaca

Kendimi bu resmin içinde nasıl hayal ettiğimden bahsedecektim ama baktım ki blog sevgili günlük modunda gidiyor, bari biraz moda falan konuşup toparlayalım dedim. Efendim H&M ev koleksiyonunu takdimimdir... Kendisi henüz Türkiye'de yoktur, zaten aslında konumuzla da alakası yoktur...

6 Nis 2011

5 Nis 2011

Fil mi balık mı ?


Çok özledim. Özledim. Biraz daha az özledim. Unuttum... Ben böyleyim. Görmeyince unutmak savunma sistemim. İyi mi dersen, eh derim. Zaman zaman yas tutmayı da isterim... Blog kapatılalı beri çok olmuş. Damla hemen unutmuş...

Oysa unuttuğum kadar çabuk geri dönmeyi de bilirim. Aynı yerden devam ederim. Sanırsın bin yıldır beklemişim! Öyleyse hafıza dediğin balıksa kötü filse iyi mi ? Peki fil balığı bu hikayede yer eder mi ?


23 Şub 2011

Korku&Heyecan


Adrenalin, dopamin, endorfin, serotonin.. Bildiğim bütün hormanları salgılıyor vücudum&beynim... Beynim gerçekten vücudumun parçası mı bilmiyorum aslında. Kendi başına buyruk hareket ediyor. Özerklik istiyor. Bana karşı.

Plan yapıyorum, karar alıyorum. Korkuyorum gizlice, belki de sadece heyecan bu...

19 Şub 2011

Dantel gibi sevmek

Evdeyim. Anne evi. Baba ocağının bendeki karşılığı anne evi. Kendimi Onasis gibi hissediyorum. O nasıl gözüküyorsa öyle. Sevdiğim ne varsa yapılmış, alınmış. Hatta yetmemiş eş dost kolu komşu seferber olmuş. 2 gün az. Yetmiyor. Damla'nın bi yanı hep burada kalmak istiyor...

Anladım ki anne babalar çocuğu dantel gibi seviyor..

16 Şub 2011

Deniz miyim liman mı ?


Hangisi ? Kime göre ? Ben neyi tercih ederdim ? Neden ? Biri diğerinden daha mı iyi ? Olmasa gerek...

9 Şub 2011

Einstein


En sevdiğim disleksi Einstein ve en sevdiğim sözü...

8 Şub 2011

Yazmaya yatmak


Nasıl yazmak istiyorum, uzun-kısa, mutlu-mutsuz, dengeli-dengesiz. Ama yok. Uçuşan binlerce kelimeyi konduracak dakikadan yoksunum. Çalışırken gözüm kapanıyor cümlelerin ağırlığından. Bitap düşüyorum yarım bırakılmış paragraflardan. Habire yazıyorum bölük pörçük. Oysa uykuya dalarken öyle güzel akıyor ki heceler... Bu yüzden uykuya meylim...

2 Şub 2011

Jean Paul' e saygıyla IFW haberi

Meşhur moda haftamız başlıyor. Bakalım dünyanın neresinde duracağız ? Heyecanla beklediğim isimler yok mu, var. Ama organizasyon o kadar fena oluyor ki, moda haftası mı ambalaj fuarı mı anlaşılmıyor... Önyargı yok, gidelim, görelim, sonra atalım, tutalım.

1 Şub 2011

İşten artmaz düşten artar

Bayılıyorum beni güldüren herşeye... İstisna yok. Tasarım falan değil, bildiğin yüksek doz zeka buluyorum mesela bu fincanda. Sürüden ayrılan, provakatif, espassız, anarşist zeka... Hayır abartmıyorum, hatta kıskandığımı bile itiraf ederim ama asla abartmıyorum. Üstelik sadece güldürmüyor beni, fitilimi de ateşliyor. Sana belki bir fincan olan, bende onlarca başka surete bürünüyor... Giriş gelişme olmadan hoop sonuca getiriyor... Büyük şans, çok büyük. Bazı günler daha iyi anlıyorum...

28 Oca 2011

Çiçeklendim sana


Bu ara çiçekten gidiyoruz, tüm meylimiz çiçeklenmeye...

24 Oca 2011

Denizkızı

Bu taytı giyersem denizkızı olur muyum ?

Dibini görmeyen...


Severiz içmeyi. İçer içer üstüne içtiğimiz kadar cila yaparız. Benim jenerasyonum dibini görmeyen sevdiğini görmesin jargonuyla büyüdü. Arabeskin kral olduğu yıllar. Henüz arabada yüksek sesle müzik dinleme dönemindeyiz. 9.senfoni ile köpek öldüren ya da sulu bira içmek ara sıra gülmek için yapılan bişey. Yabancı içki, yabancı damat kadar popüler, özenilesi ve ulaşılamaz. Zaten az bulunan alkolün etkisini arttırmak için olmadık yöntemler denenir, içine kül dökmekten, aspirin karıştırmaya farklı seçenekler mütemadi aralıklarla uygulanır. Birde kötü olan içkinin tadını güzelleştirme çabaları vardır ki, burada yaratıcılık sınır tanımaz. Favorim şarap-elmalı tang kombinasyonudur mesela.
Şimdiye bak. Absolut Red Bull, Chivas Regal, Miller. Çabuk öğrendik, çabucak alıştık iyiye. Niyeyse gıcığım bu döngüye...

19 Oca 2011

10 yıl

Sene 2001. Kıbrıs'tayım. Kuş uçuşu bilmem kaç km. uzakta kendimi kuşlar gibi hissediyorum. 2 katlı beyaz bir ev. Balkondan gördüğüm tek şey, yürümeyle gidilemeyecek bir kale. Aylardan Eylül. Sıcak hala yerinde. Ben olmak istediğim yerin çok ötesinde... Nice hayaller, sancılar, umutlar, geride bırakılmış can kırıklarının arasında. Bir yolu bitirmiş, bir yolun başında öylece duruyorum... Gideceğim yeri bilmemenin ürkekliği, geldiğim yolun verdiği kararlılıkla...

Sene 2011. Aldıklarımı verdiklerimden çıkarınca elimde az ama kıymetli şeylerin kaldığı 10 yıl geçmiş... İçgüdüyle yaşayan ben, aklı başında insan modeline doğru evrilmişim. Arkadaşla dostu, rakıyla votkayı karıştırmama gibi meziyetler kazanmışım. Evlenmiş, diploma deliliğini bırakmış, iyi ki ve neyse ki demeyi öğrenmişim.

2021 sana gelene kadar görece uzun bir zaman var önümde. Bakalım nasıl karşılacağız...

Tasarım Obje = Fonksiyonellik+Estetik/Rahatlık-Fiyat

Güzel mi, işlevsel mi, oturmalık mı bakmalık mı bilemedim! Şimdilik tespitim oturması tekil, konuşması çoğul bir obje olduğu...

18 Oca 2011

Ocak projesi : Sanal Temizlik

Bu ay sonuna kadar lüzumsuz 9807 mailden kurtulmaya, 15623 dosyayı tasniflemeye ve gereksiz tüm dosyaları bilgisayarımdan atmaya söz veriyorum. Kendime tabi. Yaparım ama, kendime verdiğim sözler en kıymetlisi. Ya yapamazsam... Yaparım yaparım... Bu ne ola, başarısızlık anksiyetesi mi ?

17 Oca 2011

10 Oca 2011

Adı Mozi


Defter, kitap, kalem severdim ben. Şimdi bunlara mutfak gereçleri, mum, sabun falan eklendi. Şahsi zevklerden, kollektif zevklere geçiş süreci diyorum buna. Gelelim Mozi'ye... Kendisi henüz ülkem sınırlarında yok ama yurtdışına çıkan eşe dosta ilham versin diye burada. Ev hediyesi olur, düğün hediyesi olur, yılbaşı olur... Olsun yeter.

Yaz kurtul


Şikayetçiyim kendimden. Küçük, olası, dünyanın sonunu getirmeyen, değiştiremeyeceğim, değiştirmek için yeteri kadar uğraşmadığım şeylerden şikayet ede ede usandım... Şikayet ederek ancak baş ağrısı ve gaz sancısı şekline dönüşen sorunları çözmeye karar verdim. Gayet geyik ama kendi "Mutluluk Projemi" yapıyorum. İşe yarar, yaramaz! Ya tutarsa ihtimali bile güzel...

Hem bu aralar kafayı bizimle bozan, kulağı hep kapıda evrenle iyi geçinmek lazımmış. Zira kocamın 3 gün çektiği ateşin sorumlusu olarak kendisini görüyor, nedeni de benim şikayetlerime bağlıyorum. Aslında sen buradan okuyunca beni pek bi lanet görüyorsun, oysa genelde kötüyken yazmamdan bu şöhret. Bak bu da değişecek maddeler arasında. Moda, sergi, film falan daha düz şeyler yazmalı diye karar aldım. Anlat anlat kendini nereye kadar... Hem içim dışım bir olunca pek bi çıplak kaldım. Sen bilme beni bu kadar. Öğrenmek için çaban olsun biraz. Yanyana dizilen harfleri birleştirip çözme kolayca... Hem büyümek, değişmek zaman alıyor anla biraz. Acıyor. Boyun uzarken de öyleydi di mi ? Tam öyle işte...

Şikayetçi ve apolitik kadın güle güle... Sen gidince ben hoşçakaldım...

2 Oca 2011

2011'e mektup


Sevgili 2011,
Gelmeni sabırsızlıkla bekledim. Yeni başlangıçlar için senden iyisi yoktu. Seninle karşılaşana kadar alamadığım onca karar, yapamadığım planlar, gidemediğim şehirler, hep bi eksiklik biriktirdim... Olumsuzluk ekleriyle dolu cümleler kurdum... Kızdım kendime. Kırıldım. Daha iyisini yaptığım yıllar çoktu. Hatırladıkça bilendim sana... Ey 2011 seninle çook işimiz var...

Bu yıl ;
Gidemediğim 2 ülke, hakkınca gezmediğim 5 şehre gideceğim.
Aklımda, ruhumda büyüyen, habersiz yeşeren fikirleri toprağa ekeceğim.
Sesini duymak istediğimi arayacak, sesimi duyurmak istemediğimle konuşmayacağım.
Depresyon, yorgunluk, sıkıntı kelimelerini huzur, enerji ve bolluk ile değiştireceğim.
Beyaz lahana dolması yapmayı öğrenecek, kendi zeytinimi yiyeceğim.
Okunacak kitapları başucumda değil, zihnimde biriktireceğim.
Teknolojiyi öncelik yerine gereklilik içinde kullanacağım.
Kocamın aylardır dikmediğim pijamasını dikecek, sürpriz yapacağım.
Domestik kadınlara üstten bakan kariyer perileri ile dalaşmayacak, hoşgöreceğim.
Anneme daha çok benzediğim için duyduğum içten gururu seslendireceğim.
Babamla yıllardır çıkmadığımız seyahate çıkacak, otobüste ayağımın altına valiz koymasını bekleyeceğim.
Eski resimlerime şahane bir albüm alacak, hepsini özenle saklayacağım.
Kitaplığımı da düzeltecek, kitap paylaşmayı öğreneceğim.
Unuttuğum 2. yabancı dile geri dönecek, Paris sokaklarında Fransızca konuşabilecek kadar öğreneceğim.
Yarım bıraktığım gönüllü hizmetlere dört elle sarılacak, açığımı kapatacağım.
Bana Kıbrıs'ın mavi sularını hatırlatsın diye aldığım koltuklarımı o çok sevdiğim çiçekli kumaşla kaplatacağım.
Kedi fobimi nasıl yenerim diye kafa yoracağım.
Blog tasarımımı değiştireceğim.
Hediye almak kadar, nasıl verdiğime de dikkat edecek, özenli olacağım.
Sabahları daha kolay kalkacak, yorgun yatmayacağım.
2.dövmemi yaptıracağım.
Vücuduma yapışan 5 kilodan ayrılacağım.
Saçlarımı uzatacağım.
Aldığım ve yazamadığım onca kararı unutmayacak, 100 sayfalı o şahane deftere yazacağım.
En önemlisi inşallah Ada'ya kavuşacağım...

Hoşgeldin 2011...