31 May 2010

Kişiselleştirdiğin kadar markasın!

3 yıl önce bu trendi ilk duyduğumda kafama oturmamıştı... Marka olmak, tüketicinin olmak istediği değeri yaratmak demekti. Böyle öğretilmiştik. Ezber bozuldu, artık tüketici yerine türetici var. Ne istediğine, nasıl istediğine kendi karar veriyor. Son başarılı örneği için bir tık http://www.heineken.com

Alexander Wang beni mahvettin

Bir pantolon çorabı bu kadar mı basit ve güzel olur ? Alexander Wang olunca olurmuş...

30 May 2010

Ojeeee


Ben ki neredeyse hiç oje sürmem ama bu oje sevmediğim anlamına gelmiyor. Hatta sıklıkla yeni renkler alır, denemeye fırsat bulmadan kuruturum ojelerimi. En son Chanel 505'e bayıldım, aynısını Flormar da yapmış ama kalmadığı için alamadım. Başka hangi renkler bu yaz moda diye bakarken Opi'nin yeni koleksiyonuna rastlardım. Mercanlar, bejler, yeşiller bu yaz pek modaymış, demesi benden denemesi sizden...

28 May 2010

Dokunmayın çorabıma




Bu yaz çorapları çıkarmıyoruz, pantolon, soket, diz üstü, formu ne olursa olsun en güçlü aksesuarımız yine çorap. Şimdilik 2 kare ile ısınıyoruz, gerisi pek bi yakında...

En sevdiğim okuma köşesi


Uzun zamandır gitmemiştim İstiklal D&R'a. 3. kattaki okuma köşesini çoğu kişi bilmez. En sevdiğim ritüellerden biridir, kitapları kucaklayıp şöminenin yanına oturmak, kitapları karıştırıp, okunacaklar listesi yapmak. Dün uzun bir aradan sonra uğradım, bu sefer vaktim azdı, çok kalamadım. Masanın üstüne okunacakları sıraladım, unutmayayım diye fotoğrafladım.

Çiçek açma mevsimim gelmedi henüz


Evet bunların hepsine bayıldım, hatta bir ara elime bile aldım. Kasaya doğru hamle yapmıştım ki aklım başıma geldi ve bıraktım. 28 yaşına gelince ne öğrenmişim ; eve çiçek almakla ev çiçeklenmiyor...

24 May 2010

Kişisel tasarım devri


Hiç kuşkusuz ki günümüz tüketicisine standart bir ürün satmak zor. Zira farklı üretim ve kişiselleştirilebilirlik seçeneklerinin bu kadar fazla olduğu bir pazarda olması gereken de bu. Artık aklınıza gelebilecek her çeşit ürün, yaratıcı sanatçılar için bir tuvalden farksız. Her marka ve modelden spor ayakkabılar ise bu kişiselleştirilebilir ürünlerin başında geliyor. PKNTS tasarım stüdyosundan Daniel Jarosch ve Henrik Klingel her zaman hayalini kurduğu renklerde bir spor ayakkabıya sahip olmayı isteyen yaratıcı bireyler için The Sneaker Coloring Book adında bir boyama kitabı hazırlamış. Laurence King Publishing tarafından yayımlanan 216 sayfalık boyama kitabında -aralarında Adidas, Converse, New Balance, Nike, Onitsuka Tiger, Puma, Reebok ve Vans gibi devlerin de bulunduğu- dünya çapında 18 spor ayakkabı markasından seçilmiş 100 farklı model yer alıyor. Boya kalemlerinizi elinize alıp boyamaya başlayın, önce kitabı sonra ayakkabılarınızı…

23 May 2010

İn misiniz cin misiniz ?


O kadar güzelsiniz ki sizi göstermek için açık ayakkabı giyer gezerim. Henüz markanızı bile bilmiyorum ama takipteyim...

Bu Kalp Seni Unutur mu ?









"Bu kalp seni unutur mu?" en sevdiğim diziydi. Kaldırdılar... Diziyi izlerken neden çok seviyorum diye düşünürdüm hep, e yani nihayetinde bir kurgu, bu kadar kaptırmanın ne alemi vardı. Mesailer, toplantılar, gezmeler diziye endeksli, o hafta yeni bölüm yoksa sinir onbinlerde. Uzunca bir süre yürüdü bu ilişkimiz, zevkle, özenle... Sonunda bir Salı baktım ki artık yok. Severek ayrıldık...
Geriye eski sevgilinin hatıraları gibi hoş, hüzünlü, hatırladıkça yüzüne tuhaf bir gülümseme yayan şeyler kaldı. Baylan Pastanesi de onlardan biri. Nereden nereye geldim di mi ? Baylan'ı gezme tozme yeme içme bloglarından, zaman zaman Pazar eklerine konu olan haberlerden bilir, gitmek isterdim. Üstüne dizinin en hüzünlü sahnesi orada çekilince gitmek farz oldu.

Kadıköy'e vurdum kendimi, sora sora bulmaca, oturdukları masaya kurulmaca. Kup Griye ve meşhur macaronların tadına bakmaca. Günün sonunda mutlu olmaca...

* Kadıköy uzak diyorsanız Bebek şubesi de var ama benim tercihim eski mekandan yana.

20 May 2010

Tatilim geldi

Sabah 6'da kalkıp 7'de işe vardığım günler yorgun mayıs kısraklarına çevirdi beni! Ne desen tepiyorum! Durum vahim, teşhis tatil öncesi sendromu. Tedavi minimum 7 gün tatil. Ama öyle evde yatmaca falan değil, tatil gibi tatil... Evden en az 300 km uzak olacak bi kere. Ayağım suda, sırtımı güneşe vermişim, elimde karpuz, dilimde şarkı, kitap, dergi, gazete, okunacak ne varsa yanımda, arada sevgiliye sırnaşmaca... Mutluluğun resmini çiziyorum hatta kumlara...

19 May 2010

Yerim seni "Pick Me"


Sanırım hayatımın bir döneminde takılara düşüp, kendimi ayaklı kuyumcuya çevireceğim. Takmayıp bu kadar takı sevmemin nedenini önceki hayatıma bile bağladığım oluyor. En son bu yüzüklere vuruldum, zaten iki kanadı nerede görsem gidiyorum... Almalı, takmalı...

16 May 2010

Doktor 15 gün yazma dedi :)



Tembellik, bahar yorgunluğu, bıkkınlık ... Hiçbiri değil... Sadece nadas dönemi... Daha iyi mahsül için nadasa çekmek lazımmış toprağı. Bu arada yazılacaklar, yapılacaklar, görülecekler, gidilecekler birikiyor. Anlatılar, hikayeler çoğalıyor. 19 Mayıs tatili, 2 gün yıllık izinle birleştirip, 4 gün yatmaca fikri haftanın en büyük motivasyonu. 6'da kalkmak, 10'da uyuya kalmak, masa, kitaplık, koltuk gibi biri olmak bünyeye ters, dokunuyor... E doktorda 15 gün yazma, yapma, gitme, bi dur diyor...

Damla bu arada dergi yapsın, yine bayıldığı kapakları buraya atsın ( bakınız Wad )... Hiç olmazsa tembel blogger kontenjanından yararlansın... Hayatta iyi ve kötü olmak ne kadar iç içe hep şaşırsın, yine şaşırsın...