10 Ara 2012

Vazgeçmek Özgürlüktür

Limon yoksa çaydan,
Sarmadıysa romandan,
Riyakarsa arkadaştan,
Değmiyorsa maaştan,

Kısaca sonu olmayan, suni, tatsız, zoraki, her şeyden vazgeçebilmeyi seçtim. Yol yakınken ya da yolun sonundayken. Vazgeçmek özgürlükmüş, en güzelinden..

23 Kas 2012


Doğal seçilim, belirli bir türde dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip organizmaların, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer bireylere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarabilmeleri yoluyla işleyen evrimsel mekanizma. Böylece dış ortama uyum sağlamakta sorunlar yaşayan bireyler ve genler organizma popülasyonundan tasfiye edilmiş olmaktadır. Ayrıca doğal seçmedoğal ayıklanma ya da doğal seleksiyon olarak da adlandırılır.
Doğal seçilim birey üstünde tümüyle işler ama sadece kalıtsal özellikler bir sonraki nesile aktarılabilir. Sonuç olarak yaşadıkları ortama uyum konusunda daha başarılı olan bireylerin, hayatta kalabilme, ergenlik yaşına ulaşabilme ve üreme olanakları yönünden daha avantajlı olmaları dolayısıyla, elverişli özellikler bir sonraki nesile aktarılır ve daha yaygın hale gelir.
Doğal seçilim mekanizması, bu şekilde işleyerek uyum sağlamada (adaptasyonda) başarılı olamayan bireylerin kalıtsal özelliklerinin popülasyondan ayıklanarak sonraki kuşaklara aktarılmasını önlemiş olur. Öte yandan uyum konusunda daha başarılı olan bireylerin kalıtsal özelliklerinin gelecek kuşaklara daha etkin olarak aktarılmasını sağlar. Sonuçta popülasyon, uyum sağlamada başarılı olan bireylerden oluşmuş olacaktır. Gerekli zaman verildiğinde bu pasif işlem adaptasyonlar ve türleşmeuyumsal açılım ile sonuçlanabilir.
Örnek olarak aslan ve ceylanları verelim. Ceylanların güçsüz ve yavaşlarını aslanlar yiyecektir. Bu yüzden sadece hızlı ceylanlar çiftleşme mevsimine kadar yaşayabilir. Ama aslanlarda da durum aynıdır. Hızlı koşamayan aslan aç kalır ve ölür böylece hızlılar çiftleşebilir artık yeni nesil daha hızlıdır. Ama aslanlar hızlandığı için artık hızlı olan ceylanlardan bazıları yavaş sayılmaya başlar. Bu şekilde her iki tür de hızlanır.

14 Kas 2012

Can kırıklığı

Canım kırıklarla dolunca, kapanırım içime. Daha da kanasın, iyice ufalsın parçalar ve bitip gitsin diye.. Öyle bir zamandı. Yazamadım, konuşamadım, uyuyamadım. Geçti, geçen onlarcası gibi. Dibi görmeden tepenin güzelliğini anlayamayacağımı bir kez daha öğrendim. Toprak yağmurdan sonra en güzel kokar, deniz fırtınadan sonra süt liman olurmuş. Beni de can kırıkları ferahlatıyor demek ki.. Küstüğüm kendimden, kendimce barıştım.. Hoş geldim..

19 Mar 2012

Dişe diş, dişe dokunmak ve diş geçirmek üzerine..

Geçen pazar çok istediğim halde katılamadığım bir etkinlik daha oldu. Hastalık doktor derken, DentSuadiye'nin düzenlediği analı babalı çocuklu diş sağlığı etkinliğini kaçırdım :( Birde üstüne giden arkadaşlarımın şenlikli fotoğraflarını görüp, yok bu şöyleymiş bu böyleymiş bilgi pıtırcıklarını duyunca hepten kıskandım. Çınar ile ilk etkinliğimiz olacaktı ve aklımda milyon tane soru vardı. Neyse bir sonraki etkinliğe inşallah deyip neler olmuş bitmiş öğrendim hemen. Tüm çocuklara plak test yapmışlar, masmavi dişlerle hemen işi oyuna dökmüşler. Bu test sonucunda mavi boya pembeleşirse sonuç normal demekmiş. Sonra meşhur çürük testine geçilmiş. Bizim minikler küçük kaplara tüküremeyince ortaya şahane komik fotoğraflar çıkmış. Hoş benim de farklı bir performans göstermediğimi itiraf etmeliyim. Dişçi fobisi malum bilinen en yaygın fobilerden biridir ama bu gibi klinikler ve neredeyse hastaya psikolog gibi yaklaşan hekimler sayesinde artık hayat pek kolay. Hele ki benim gibi dişe takık biriyseniz dişçi yollarına sık sık düşüyorsunuz. Aklım çıkıyor dişlerime birşey olacak diye. Bu arada kocamın dişlerini kıskandığımdan mıdır nedir daha da bir düştüm bu diş mevzusuna. Adamın doğuştan şahane dişleri var maşallah ve tahtalara vurma efekti. Hatta ilk önce dişlerine vuruldum diye konuyu bile dağıtırım iki dakikada. Aslında gayet ciddi bilgi verici bir post yazma niyetindeyken yine getirdim konuyu oraya buraya. Efendim etkinlikte doktorlardan İlker Bey çürüklerle ilgili şahane bilgiler vermiş, araya girmeden birinci ağızdan paylaşıyorum ; "Bakteriyel bir hastalık olan diş çürüğü; diş üzerine yerleşen mikroorganizmaların besinlerle alınan şekerleri parçalayarak asit üretmeleri sonucu diş sert dokularında meydana gelen biyokimyasal değişimlerdir. Diş çürüğü multifaktöriyel olup bu faktörlerin her birinin etkinliği kişiden kişiye değişmektedir. Bu nedenledir ki; günümüz diş hekimliğinde amaç diş çürüğünü tedavi etmekten çok, çürüğe neden olan faktörleri tespit edip bireye özgü koruyucu uygulamalar ile diş çürümesinin önüne geçmektir. Bireysel olarak çürük profilaksisi yapılabilmesi için bireyin çürük risk faktörlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme, bireyin sosyal durumu, genel sağlığı, beslenme şekli, klinik muayenesi ve çürük aktivite testlerini içermelidir.Bilim adamlarının üzerinde oldukça yoğun olarak çalıştığı çürük aktivite tespitini sağlayan kitlerin içeriğinde bireyin tükürük özellikleri (akış hızı, tamponlama kapasitesi, pH ve içerdiği çürük yapıcı bakteri konsantrasyonu), diş plağı durumu ve fırçalama sıklığını ortaya koymaya yardımcı araçlar mevcuttur. Bireyin öncelikle ağız içi muayenesi ile birlikte tükürük akış hızı değerlendirilerek skorlanır. Sonrasında belli süre içinde bir kapta toplanan az miktarda tükürük örneğinden pH indikatörleri ile tükürüğün pH'sı tayin edilir. Aynı tükürüğün farklı indikatörler kullanarak tespit ettiğimiz tamponlama kapasitesi ile hastamıza asit atakları karşısında tükürüğünün sahip olduğu savunma mekanizması konusunda detaylı bilgi verilebilinmektedir. Bunun yanında yine bu kitler yardımıyla tükürükte bulunan çürük yapıcı bakteri konsantrasyonu hakkında yaklaşık değerler elde edilebilinmektedir. Çürük olgusunda en az tükürük kadar önem arz eden diş plağının özelliği; yine kit içeriğinde bulunan özel boya ile dişler boyanarak plağın niteliği ve bireyin ne sıklıkta fırçalama yaptığı konusunda önemli ipuçlarına sahip olunmasını sağlamaktadır. Tüm bu uygulamaların sonucunda bireyin çürük riski (yüksek/ orta/ düşük) belirlenerek kişiye özel tedavi planı ile sağlıklı gülüşler elde edilir."


Dişleri çürütmeden, sağlıkla korumak için 6 ayda bir kontrole gidilsin der mevzuyu kapatırım. DentSuadiye için tık tık ;http://www.dentsuadiye.com/
 
ps; Başlığın konuyla hiçbir alakası yoktur. Tamamen şahsi zevk :) Birde o palyoça nereden bulundu bilen duyan derhal paylaşsın, çocukları bu kadar eğlendirenini bulmuşken 1.doğumgünümüz için kapatmalıyım hemen.

13 Mar 2012

Vestel versus Arçelik



Son günlerde en yakın dostum Tv oldu haliyle. Avunmak, sakinleşmek, gülmek için baktım durdum. Reklamcılık geni olunca vücutta, atıp tutmadan, yazıp durmadan olmuyor. Arçelik'in Çeliknaz hareketini güzel ama lansman girişini uzun bulmuşken, bombayı Vestel patlattı. Kadın renk sever. Bunu bilmek için araştırmaya falan lüzum yok. Evet niş pazar gibi gözükebilir ama fiyat ve kalite politikasını doğru tutturursan renkli beyaz eşyalar rutine girer. Arçelik modadan girip renkli beyaz eşya lansmanı yapacakken, Vestel reklamlara başladı. Hemen gardını alan Arçelik için bomba elinde patladı diyebilirim. Hoş lider marka, her türlü daha fazla satacaktır ama golü yedi bi kere.

Gelelim şahsi tarihimde bu olayın yankılarına ; yıllarca Smeg'lere hayranlıkla bakan biri olarak fuşya buzdolabı ve çamaşır makinasını alınacaklar listesine yazdım çoktan. Şimdi evdekileri değiştirmek için geçerli bahaneler arama aşamasındayım. Evet israf, evet çok gerekli değil ama ruhuma iyi gelen şeylerde kendimi kayırmamı anlayışla karşılamalısınız.

Yaşasın renkli mutfaklar, banyolar. Aferin eve renk katanlar..

ps ; Çeliknaz'ın Bahar Korcan tasarımı gelin tacından bende de var. Evde tek başınızayken takınız, kocanın kinayeli bakışlarına maruz kalmayınız.


12 Mar 2012

İyi Haberler


İyi haberler zamanı... Hastane ev arası mekik dokuyarak geçen 10 günün ardından, hala tıkalı burunlar ve hırıltılı göğüslere sahip olmakla beraber keyfimiz yerinde. Gülücükler atılmaya, uyurken su balesi yapılmaya başlandı. Uykudan ağlayarak uyanma travması hala mevcut ama o da geçer..

10 gündür ne bilgisayarı açabildim ne telefonları doğru dürüst. Gerçi bilen bilir, gönül koymaz ama ben teşekkür ve özrü borç bilirim. Arayan, soran, yazan, dua eden herkese en civcivlisinden öpücüklerimizi yollarız. Nasıl iyi geliyor, seni düşünen, seninle üzülen, sevincine ortak olan birilerinin varlığını bilmek. Özellikle anne olan arkadaşlarımla daha da yakınlaştık. E ne de olsa halden anlama durumu söz konusu. Herkese kuzularıyla sağlıklı günler diler, blogumun hastalık mevzulu konularına umarım uzunca bir süre için ara veririm...

6 Mar 2012

Sağlık ki o en güzel..


Çınar hakkında çok yazmam, hamileliğim süresince blog yazmamam da bundan. Çocuğu ve kocası dışında konuşacak konusu olmayan veya konuşmayan kadınlara gıcığım vardır. Gel gör ki bugün yazacak başka hiçbir konum yok. Olamıyor. Küçük sıpayı yoğun baskılar sonucu 2 aylık sünnet ettirdik. Annenin karda kışta sünnet olmaz serzenişlerine rağmen karlı bir kış günü çırılçıplak ameliyathaneye giren Çınar, bronşit başlangıcı ile çıktı maalesef. Pipi hala yara, ilaçlardan pişik oldu, altını bile alamıyoruz. Dün doktor yatırmamız gerekiyor deyince ağır bir grip geçiren anne olduğu yere yığıldı. Ki bu anne yolda boynuna parça girmiş adama turnike yapmış bi kadındır. Soğukkanlılığı ve dirayeti ile bilinir.. Doktor, hastane, hasta fobisi yoktur. Ya da Çınar'a kadar biz öyle biliyoruzdur.. Anne servis dışı kalınca babamız koştu yetişti imdadımıza. Anneyi bi yatağa, bebeği diğer yatağa yatırdı. Bi ona ilaç, bi bana, bi ona ilgi, bi bana.. Anne perişan kolunu kaldıramaz, kuzusunu saramaz. Gözü kulağı onda. Annesine bile emanet edemez hakkınca.

Geçecek. Allah dermansız dert vermesine inanlardanım. Sağlık en mühim.. Hep derim, hep diyeceğim. Şu an senin için bi anlamı olmayabilir. Parayı, kariyeri, aşkı daha önemsiyor olabilirsin. Sağlık önceliğin değildir, yazdıklarım klişe de gelebilir. Ama gerçek bu, dilerim bu gerçeği tez zamanda öğrenirsin. Yazının özeti bu'dur..

ps; yazarken kendimden 1.ve 3.tekil şahıs olarak bahsetme karmaşıklığım için peşinen özür dilerim. Ben senin bir disleksiyi sevebilme ihtimalini sevdim.

fotoğraf; alison tyne

2 Mar 2012

Nehir Erdoğan, şüphe ve maydanozlu köfte


Evet başlık bana da karışık geldi ama telaşa mahal yok. Durumu tek tek izah edeceğim. Bildiğiniz üzere uzun zamandır uyku ile aram yok. Günde 2 bilemedim 3 saat deliksiz uyku ile idare ediyoruz. Hal böyle olunca gündüz düşleri ve gece kabusları görmek kaçınılmaz oluyor. Takriben 5 sularında uykuya dalma gafletinde bulunmamla başladı kabus. Önce bana göre sıradan size göre saçma bi dolu lüzumsuz şey gördüm. Cüneyt Özdemir ile montaj yaptım, oradan çıkıp manava gittim ( manav benimmiş ) maydanoz aldım ( bakınız başlık ile ilişki ) ve işte aksiyon bundan sonra başladı. Eve bisikletle geldim ve kapıda eşimin arabasını gördüm. İlk akla gelen klasik Türk filmi kafası ile bu adamın bu saatte evde ne işi var şüphesi ??? Ama ben daha çok ben bisiklete binerken o niye araba kullanıyor kısmına takılmış vaziyette eve doğru sık ve kararlı adımlarla ilerledim. Evet cümleleri lüzumsuz uzatıyorum haklısın ama biraz gerilim yaratmam lazım. Zira yaşadığım gerilimin sana da geçmesini arzu ediyorum. Derken derken eve girmemle Peluş'un ( evde köpek varmış, hani hep olur, hayvan hisseder, huzursuz davranır ya) üstüme atlaması bir oldu. Peluş ki kendisi rüyada yılışık bi hayvan çeşidi. Yani atlama eylemi çok enteresan değil ama boynundaki yabancı kadın kokusunu almamla hikayenin gerilim dozu artar. Millet kocasının koynunda, gömleğinde yakalar kokuyu, ruju, ben gittim hayvanın boynundan aldım. Neyse efendim odalara doğru ilerlememle salonda Nehir Erdoğan'ı gördüm. Mutfaktada sevgili kocamı.. Önce bi televizyonun tozuna takıldı gözüm. Temizlikçi yarın gelecek tüh keşke yarın gelseymiş dedim. Adam mutfakta kahve yapıyor, bi çeşit misafirperver tutumu içinde ama kadınlık hormonlarımın devreye girmesi ile birlikte rengim değişiverdi, sen bana bu durumu izah edecek kelime bulabilir misin artık ? Görüntüyü hafızaya aldığım an itibari ile Nehir'e dalmam bir oldu. Kadına şiddete hayır diyen bunun için elli tane proje çalışan bir hatun kişi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bu gibi durumlarda dayak cennetten çıkma olabiliyor. Hatta olmalıdır. Kendimi bu fikre dakikada inandırarak Nehir'i parçık pinçik evden attım. Sıra geldi esas oğlana ve ve işte o anda Çınar'ın müstesna ağlaması ile uyandım. Karşımda sevgili kocamı giyinirken buldum. Bir an rüya ve gerçek arasındaki bağlantıyı kuramadım. Yer yatak odası, adam giyiniyor, Nehir nerede diye aklımdan geçirmeye başlamışken kendime geldim..

Sevgili okur, işte ben böyle rüyalar gören, ki bu en normallerinden biri, pekmezi peynirle yemekten hoşlanan, seri ilanları okuyan, 3 noktayı samimiyetsiz bulan, en sevdiği meyve ananas olan bi insanım. Hayır bil bunları öyle oku beni. Merak ediyorsan akşama maydanozlu köfte var. Tv de bi Nehir Erdoğan filmine de rastlarsak tadından yenmez..

ps; temsili resmin hissiyatımla ilgisi bulunmamaktadır!!!

29 Şub 2012

Organik Ütopya


Çınar'dan önce organik yaşam konusunda ilgili biriyken şimdi bu konuda irkilen biri oldum! Yediğimiz herşey, solunan hava, içilen su, giydiklerimiz, sürdüklerimiz derken sonu olmayan bir yola girdik. Hatta Erkan Şamcı evimde yaşasın istiyorum, o düzeyde yani. Takıntılı olmak, çok kasmak hele ki İstanbul'un göbeğinde yaşıyorsanız hiç mümkün değil ve bünyeye zarar biliyorum. Köyümüze geri dönelim, arınalım fantazisinin gerçekleşmeyeceğini, yapılsa bile başkan şeylerden yoksun kalacağımızı bilecek kadar da bilincim yerinde. Ama gel gör ki bilmek ruhumu fena halde rahatsız ediyor. Bir kere araştırmaya başlayınca sonu da gelmiyor... Öğrendikçe çaresiz ve mutsuz oluyorum. Çocukların elinden o sakızları, yoğurtları almak, saçlarına, ciltlerine sürülen zehirleri çöpe atmak, üstlerindeki boyalı giysileri kesmek istiyorum. Paraben, SLS, alüminyum, aspartam derken liste uzadıkça kederim artıyor. 21. yüzyılda şehirde yaşıyor olmanın bedeli kanser, stres, bilinmedik bir dünya hastalık olarak geri dönüyor. Bu blogu okuyan herkesin az çok aynı derdi taşıdığını biliyorum. Yazmak neye çare, şimdilik hiçbir şeye... Belki diyorum okuyan, sesimi duyan birileri çıkar, birleşir şehirde bir koloni kurarız. Yazar, çizer, konuşur, üretir, bir oldukça çoğalırız...


Hayal bu, neden olmasın... Olana kadar ben kendi deneyimlerimi yazayım... Yeşil yaşam sitelerini, ürünleri vs vs biriktiriyorum. Pek yakında burada :)

28 Şub 2012

Lavanta Kokulu Evim


Rahatlatır, sakinleştirir, yeniler. Tümüne ihtiyaç var. Yarım litre suya, yarım limon sık, 1 kaşık karbonat, 10 damla lavanta yağı ekle. Koy bi sprey şişesine. Sık dur havanı değiştirmek istedikçe...

27 Şub 2012

Yaşayan Kütüphane

Kaçırdığım çok sergi, gidemediğim çok film, okunmamış çok kitap oldu son zamanlarda. Malum gündemim Çınar ile dopdolu olunca dünyevi işlerden çektim elimi ayağımı. Gönüllü bir diyet bu, keyifli. Biraz daha böyle sürecek, sonra normalleşeceğiz illa ki.

Girişi yine uzun tuttuktan sonra söyleyeyim diyeceğimi ; en çok bu etkinliğe gidemeğime yandım. Nasıl heyecan verici, nasıl kışkırtıcı geldi. Umarım tez zamanda yine yapılır ve kesişir yollarımız. Genelde gidilen görülen, yenen içilen yazılır, farkettim ki ben daha çok geleceği yazıyorum. Gelecek güzel gelecek... Anadolu Hayat sloganı oldu ama olsun...

22 Şub 2012

Hayallerim, Nishmark ve Ben


Gece gece aklıma yemek düşüren, işi özleten, günlük tutmaya özendiren onlarca defter. Zaten bünye kırtasiyeye düşkün, üstüne böyle güzel tasarımlara maruz kalınca haliyle dengesi bozuldu. 8 defter birden sepete atıldı. Yazılacakların, hediye edileceklerin hayali kuruldu. Sadece defter yok sitede, laptop kılıflarından, kalemlere bi dolu tasarım harikası mevcut. Ben defterlere takığım, haliyle ya da iyi ki diğerlerine henüz bulaşmadım.

www.nishmark.com/

21 Şub 2012

Tam Benim Tipim



Sonunda biri yazdı ve rahatladım. Yazı tipleri ile karakter arasında ciddi bir ilişki var der dururum nicedir. Misal bana Times New Roman ile yazarsan mecbur kalmadıkça okumam, okuyacaksam değiştiririm önce. Bu tipi kullananları mesafeli, politik, içten pazarlıklı bulurum hatta... Ama gel bana Verdana ile bak nasıl kollarımı açıyorum sana. Mutlaka severim, anlaşmak için kasarım hatta kendimi. Helvetica de saygı duyarım, bilirim en az bir konuda sallarsın beni. Comic Sans deme güler geçerim haliyle.


Alıp okuyayım en iyisi ben bu kitabı. Sonra yazarım neler anlattığını...

19 Şub 2012

Ada

Bu Pazar bi hayal kurdum. Ada'da yaşamak... Beni tanıyanlara çok yabancı gelmez bu fikir. 5 yıl adada yaşadıktan sonra anakaralar dar gelir oldu bana. Televizyonda Prens adaları ile ilgili bir belgesel izledim. Hemen dalıverdim içine. Çınar koştu sokaklarda, ben balkonda kahve içtim, babamızı iskelede karşıladık, annem ada pazarına gitti...


Olmaz mı, olur. Olmaz mı, neden olmasın ???


17 Şub 2012

Siyah Süt



İlk çıktığında yani henüz evli bile değilken okumuştum bu kitabı. Elif'in tüm kitaplarını okuma kontenjanından girmişti kütüphaneye. Bi çırpıda bitirmiş ama aradığımı bulamamıştım. Fazla zorlama, fazla abartı gelmişti satırlar...


Yıllar sonra tekrar okudum. Yazdıkları azmış bile diyerek... Çok keyifli bir hamileliğin ardından kabus gibi bir lohusalık dönemi yaşadım. Hormanal ve dışsal sebeplerle ağlama krizi, sütten kesilme, bebeğe bakamamaya kadar gitti bu durum. Hatta psikolojik sıkıntılarla kalmadım, dikişlerimi bile kanattım. Allahtan bünye güçlü, bela geldiği gibi gitti. Bu dönemde en önemli faktör eş. Eğer sizi anlayan, yanınızda duran, sabırlı ve olgun bir adamsa ( ki ben şanslı bir kadınım benim eşim böyleydi ) bu durumu atlatmanız çok kolay. Yok değilse vay size vaylar size... Anne, kayınvalide, bilimum eş dost, hatta tanımadıkların dahi dahil olduğu bu süreci hiçbir kadın yaşamasın isterim. Ondandır her hamile ya da yeni doğum yapmış kadın gördüğümde kucaklama isteğim...


Ben tam bu dertlerle uğraşırken karşıma başka bir kadın çıktı. Bir blog okurken şans eseri buldum onu. Sütten kesildiğim için kendimi dünyanın en çaresiz kadını hissederken bir telefonla derman oldu. Bebeğime süt anne buldu... Sadece bana değil yardıma ihtiyacı olan herkese karşılıksız ve sorgusuz koşuyor bu kadın. Dokunduğu şeyleri güzelleştiriyor. Belki bazılarınız tanıyorsunuz Derya Taşdiken'leri. O "Marka Anne" blogunun sahibesi, minik Eren'in annesi ve Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsunlar hareketinin fikir sahibi... Anne sütü bulmaya aracı olmak sanırım dünyada yapılabilecek en büyük sevaplardandır. Derya'ya hem inanılmaz saygı duyuyor, hem yıllardır tanıyormuş gibi seviyor hem de içten içe kıskanıyorum. Bu yazı ona ve süt anne olmak isteyen, bebeğine süt arayan tüm kadınlara. Yanlız değiliz, iyi ki...